Yasin Ceylan

Kültür Dil İlişkisi

 

Bir kültürün kimliğini belirleyen özelliklerin başında o kültürün dili gelir. Dil, kültürün zaman içindeki seyrinin tüm açılımlarını muhafaza eder. Kültürü yaşayan bireylerin zihinlerindeki değişikliğe paralel olarak dilde de değişmeler baş gösterir. İnsanın doğayla olan ilişkisinden doğan kavramlar, onun diğer bir insanla olan ilşikisinden ortaya çıkan kavramlardan farklıdır. Birinci ilişkiden bilim dili, ikinci ilşkiden beşeri ilşkiler dili oluşur. İnsan zihninin her iki işlevinde gerekli  metotlar kullanılmışsa hem bilimsel alanda hem de sosyal alanda  bilgi ve deneyim kazanımları elde edilir. Her yeni kazanım dil ile ifade edileceğinden, dil, yeni kavram ve bağlamlarla zenginleşir. Bilim ve beşeri disiplinlerin yerleşik olmadığı kültürlerde dil durağandır. Dili konuşan zihinler, yeni açılımlar gerçekleştirmeyince, dil dinamizmini kaybeder. Sınırlı zihin alanlarında tekrar tekrar kullanılan kavramlar, edebi zevk veremez hale gelirler. Her türlü dil kullanımı, birey nezdinde bir yaratıcılık aracı olduğuna göre, dar alanlara hapsedilmiş, özgür atmosferden yoksun bırakılmış diller, dinamik ve yaratıcı zihinlerin maharetinin bir aracı olamaz.

Her dil bir yaşam tarzını temsil eder. Günümüzde  konuşulan Batı dilleri ile Müslüman halkların konuştuğu dilleri mukayese ettiğimizde farklılığın sadece fonetik veya semiotik bir ayrışmadan ibaret olmadığını görürüz. Batı dilleri, seküler bir dünya görüşünün kavramlarını taşırken Arapça Farsça ve Türkçe gibi diller daha aşkın bir zihinsel yapnın kavramlarını takdim eder. Bunun anlamı, Batı dillerinde dinsel ve metafizik temalar anlatılamaz demek değildir. Bu, daha çok, çağdaş Batı düşüncesinin müslümünların kullandıkları dillerde daha zor ifade edilebildiğidir. Batı dilleri, kendi bünyelerinde geliştirdikleri bilim disiplinleri sayesinde dillerini de bir disiplin altına soktmuşlardır. Hangi kavramın hangi bilimde ne anlamda kullanıdıldiğı bir sisteme bağlanmıştır. Böylelikle, kelimelerin gevşek ve kaotik kullanımları oldukça azaltıldı. Son üç asrı kapsayan bu sürecin ulaştığı seviyeyi, son zamanlarda yayınlanan gayet kapsamlı  ve sistemli sözlüklerden anlamak mümkündür. Ayrıca, yirminci asırda revaçta olan ve hala felsefe bölümlerinin temel konularından biri olan dil felsefesi ile dilbilim alanlarındaki gelişmeler, Batı dillerini rafine hale getirmiştir.

Bu gelişmeler Türkçe Farsça ve Arapça gibi dillere de yansımıştır. Küreselleşmenin sağladığı imkanlarla, artık, dünyanın herhangi bir yerindeki bir gelişme, dünyanın diğer bölgelerine ulaşmaktadır. Ancak, bir kültürde bir iç dinamik olarak beliren bir olgu, başka kültürde sadece bir dış etkendir. Bu etken, bu kültürde, orijinal kültürde olduğu gibi bir iç dinamiğe de yol açabilir. Bu da belli şartlara bağlıdır.

Her gelişmiş dil, ilkel dönemlerden geçerek olgunlaşmıştır. Henüz gelişmemiş bir dil de, zamanla bir medeniyet dili haline gelebilir.Medeniyet yüklenmiş Yunanca, Latince ve Arapça gibi dillerin medeniyet öncesi kullanımları, kısıtlı ve kelime hacımları dardır. Mesela, Arapçanın 8-12. asırları arsında bir felsefe dili olarak ortaya çıkışında büyük zorluklar yaşanmıştır.

Yunancadan çevrilen felsefe ve tıp kitaplarındaki kavramların birçoğunun Arapça karşılığı yoktu. Çoğu Hiristiyan ve kısmen Yahudi olan mütercimler, çeviriyi mümkün kılmak için birçok yeni kelime uydurmuşlardır. Bazı kavramların da Yunancasını korumuşlardır.

Bir insanın kendi dilini sevmesi, o dilin başka dillere üstün olduğunu göstermez. Başka dili sevmemesi, çoğu zaman, o dli bilmediğindendir. Böyle olunca, herkesin bildiği ve konuştuğu dili sevmesi doğaldır.

Bir dil, o dili kullanan büyük ve yaratıcı zihinler sayesinde yücelir.

 

© Prof. Dr. Yasin Ceylan, ODTÜ Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi.