Yasin Ceylan

İlahi Adalet

 

Üç semavi dinin teologları hem yaşadığımız dünyada hem de öbür dünyada tanrısal bir adaletin var olduğunu savunurlar. Öbür dünyayı tartışmak, sağduyu sahibi bir kimse için sözkonusu olmayacağından, bugünkü dünyamızda bir tanrısal adaletin olup olamıyacağından sözedelim.

Eğer doğanın kendisini tanrının insanla ilişkisinin bir aracı olarak kabul edersek, adaletten kasıt da eşitlik veya hakkaniyet ise, doğadan insana yansıyan bir adaletin olmadığını söyleyebiliriz. Çünkü, insan parmağının değmediği bir çok doğal hadisede insanlar eşit biçimde etkilenmemektedir. Bir kısım insan, hiç bir gerekçeyle açıklanamıyacak bir şekilde  zarar görürken, diğer bir kısım, bundan zarar yerine fayda görmektedir. Bu adaletsizlik, bir bakıma, insannın bu dünyaya geldiği günden başlamaktadır. Genetik yönden yüksek değerlere sahip bir ebeveynden gelmek, veya bunun zıddı olan bir durum; fiziki ve sosyal şartlar bakımından olumlu veya olumsuz bir aile veye çevrede yetişmek gibi.

Diğer tarftan, adalet ölçülerinden uzak olan bu insan-doğa ilişkisinin dışında, toplumsal yaşamın gerektirdiği hukuk ve yargı sistemleri karşısında da birçok insan mağdur olmaktadır. Bazen ödüllendirilmesi gerekenler cezalandırlmakta, cezalandırılması gerekenler de ödüllendirilmektedir. Bu haksızlığı gidermek için insanlar tarafından ortaya konan çabalar, çoğu zaman, sonuçsuz kalmaktadır. İlahi bir mudahale beklentileri de, bazı tesadüfler dışında, karşılanmamaktadır.

Aslında, olumsuzluk ve bunun sebep olduğu mutsuzluk, az çok, her insanın yaşamında karşılaştığı bir vakadır. Çünkü, doğada canlı kalabilmek bile, bir gerginliğin sebebidir. Ancak, herkese eşit derecede kötülük ve mutsuzluk, bir bakıma, adalet anlayışıyla bağdaşabilirken, bunun bireyde bireye, büyük farklarda seyretmesi, ve bu durumun makul bir açıklamasının olmaması, insanı, tanrının adaleti konusunda haklı kuşkulara zorlamaktadır.

Büyük Hiristiyan teologları St. Augustine ve Thomas Aquinas, iyiliğin bir 'öz'e sahipken kötülüğün bir özünün olmadığını söylerler. Onlara göre, bu durumda aslında kötülük 'yok'tur. 'Var' olan sadece iyiliktir. Kötülük , sadece iyilik olmadağı zaman ortaya çıkmakta, ve boşluğu doldurmaktadır. Ayrıca, onlara göre, ve birçok İslam teologuna göre, insanın yoluna gelen bir çok kötülük, uzun vadede, iyilik olarak nitelenebilir. Bu sebeple, her kötü görünene kötü dememek gerektiğini söylerler. Leibniz gibi bir filozof ise, teologlardan geri kalmıyarak, yaşadığımız dünyanın 'mümkün' olan en mükemmel bir dünya olduğunu iddia eder.

Kötülük ve adaletsizlik üzerine bir de Nietzsche'nin duruşuna bakalım. Ona göre, haksızlık ve kayırma ta temelde vardır. Tabiat ana evlatlarına eşit davranmaz. Bazılarını efendi, ama çoğunu köle olarak varlık dünyasına fırlatır. İnsanlara düşen, bu adaletsizliğe riayet etmek ve kayırılan bireyin yücelmesine araç olmaktır.

Bu iki farklı yaklaşım karşısında tutumumuz hangisinden taraf olabilir? Sırf tanrı kavramına kötülüğü bulaştırmamak için, çeşitli kurnazlıklara başvurup, kötülük yok diyecek kadar, gerçeklikten uzak, inanç cambazlarına mı, yoksa, gözümüzün içine baka baka, en sevmediğimiz, ama içten içe kabullendiğimiz gerçekleri yüzümüze vuran dinsiz Nietzsche'ye mi?

© Prof. Dr. Yasin Ceylan, ODTÜ Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi.