Yasin Ceylan

Gerçek Olan İle Gerçek Olmayan

Gerçek olan var olandır. Gerçek olmayan ise var olmayandır. Varolanlar zihin kapasitemizi dolduramaz. Birçok varolmayan nesneler, zihnin içinde yer bulur. Bunların hepsi aynı türden değillerdir. Gerçeğe yakınlıkları veya yokluğa uzaklıkları nispetinde kategorilere ayrılabilirler. Mesela, potansiyel olarak varolmaya yetkin, ama henüz varlığa kavuşmamış varolmayanlar ile hiçbir zaman varolmayacaklar gibi. Birinci şıktaki varolmayanlara, hayal gücünün bilim ve teknoloji verilerinden hareketle imgeleyebileceği kurguları örnek verebiliriz. Zihin yapısı, bu tür hayalperestliğe yetkin olmasaydı bilim ve teknolojinin ilerlemesi mümkün olmazdı.
Diğer taraftan, duygu dünyamızın tetiklediği varolmayan manzaralar vardır. Gerçek şartların yarattığı mutsuzluktan, çoğu zaman varolmayan dünyalara dalarak kurtuluruz. Kendini gerçek zaman ve zeminde öne çıkaramamış, yolu tıkanmış 'benlik'lerin imdadına sanal senaryolar koşar. Engellenmiş benlik,  bu senaryolarda başrol alarak nefes alır, bir nebze hayatiyet bulur. Tekrar gerçekler dünyasına girmek için kendinde umut ve kuvvet bulur. Bize ait, çok özel, kimsenin karışmadığı ve kimsenin yıkamayacağı dünyalar!! Acaba siz olmasaydınız aldanmanın büyük zevkini yaşayabilir miydik? Olası dünyaların en iyisinin yaşadığımız dünya olduğunu iddia eden Leibniz, acaba hiç mutsuz olmadı mı yaşamında? Gerçeklerin acımasız kıskacına hiç mi kaptırmadı kendini? Yoksa, daha iyi bir dünya tasavvur edemeyecek kadar gerçeklere takılıp kalmış mıydı? Yoksa, yoksa inandığı tanrının şanına yakıştırrmadığı için mi daha iyi bir dünya olamaz dedi? Evet, ilahi adalet uğruna! Halbuki, ilahi bir adalet varsa buna en uygun yer, varolmayan dünyalar değil midir?

Bir de hiç varolmayacaklara dönelim. İdeal olan her şey bu şıkka girer. İdeal güzellik, ideal rejim, ideal toplum, ideal birey gibi.. Yalnız, zihnimizde belirlenen bu hayali kalıplar olmazsa en güzeli, en doğruyu, en mükemmeli nasıl eleştirebiliriz? En güzelde, en mükemmelde bir kusur bulmamızın gerisinde bu ideal kalıplar vardır. Bu gerçek olmayan demirbaşlar, dildeki kavramların ve topyekun kültürün evrilmesinin de itici gücüdür. Ancak, insanın elinde bulunan her şey yanlış kullanılmaya müsait olduğu gibi, bu transendental kalıplar da yanlış yerde kullanılabilir. Şöyle ki, yücelik ve mükemmellikte en üst dereceye çıkmış bir varolanla bu kalıbı örtüştürüp, bir varolanla bir varolmayanı özdeşleştirdiğimiz zaman. İşte o zaman varolmayanı varolanda tüketmiş oluruz. İdeal güzel ile en güzeli, ideal insan ile mükemmel insanı, fevkalade işleyen bir ideoloji ile ideal olan ideolojiyi aynı kefeye koymuş oluruz. Böyle yapmakla sonuçları vahim olan bir yanlışı işlemiş oluruz. Bu yanlışın ilk kurbanı, kendilerini ideal olanlarla aynı gördüğümüz gerçek örneklerdir. Bu sözde ideal örneklerin, zaman içerisinde kusurları ortaya çıktıkça, gerçek olan vasıfları da sorgulanır hale gelir. Diğer olumsuz bir sonuç da, idealler yere indikleri zaman, daha güzele ve daha mükemmele doğru ilerleyen doğal süreç sekteye uğrar. Bu da, bir bakıma, kültürün duraklaması demektir.

Varolanlarla varolmayanlar arasındaki dengeyi tutturabilmek çok kıymetli bir erdemdir. Varolamayanlardan fazlaca uzak durmak, kupkuru, tüm gizemini yitirmiş, yalnız görüntüsünden ibaret, gerçekçi bir insan modelini yaratırken, varolamayanlara fazlaca meyleden kişi ise, hayali olan ile fiili olanı birbirine karıştıran, ruhsal sorunlar yaşayan bir kimsedir.

Ne gariptir ki, insan zihninin eğri çalışmasından veya dengesiz işlemesinden kaynaklanan birçok yanlışın bilimsel disiplinlerde adı yoktur. En büyük suçların cezasının olmadığı gibi.

 

© Prof. Dr. Yasin Ceylan, ODTÜ Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi.