|
|
||||
|
|
|
|||
| Prof. Dr. Ahmet İNAM |
||||
|
Beden şiirden yapılmıştır. Bedene şiirin nefesi üflenmiştir. Şiirin nefesi
yalnız bedene değil tüm varlıklara üflenmiştir. Şiir onlarda şairini bekler.
Bedenin, insan bedeninin, diğer varlıklara göre bir ayrıcalığı var mıdır?
Yoktur. İnsana yakın olduğu için insan öyle sanır! Vardır, şiirin kaynağı
oradadır. Beden hem şiir üfler, hem ona şiir üfürülmüştür.
Nasıl şiir
kaynağı olabilir beden? Beden insanı taşır. İnsanın bilincini, bilinç dışını. Beden, insanın
fark etmediğini fark eder. Bir anlamıyla insanın bilemediklerini bilir. İnsan
bilincinin, kendini doğadan, dolayısıyla bedeninden ayrı görmesi, tarih
boyunca farklı kültürlerde ortaya çıkmış, Batı kültüründeki idealist
düşüncenin kimi biçimlerinde insan, doğadan üstün, doğaya egemen, tarihi,
kültürü tüm ürünleriyle yaratan bir varlık olarak görülmüş, bedenin hakkı
yenilmiştir. Bedenin küçümsenmesi, aklı öne alan aydınlanma düşüncesinde de görülebilir.
İnsan batı ve Doğu kültürlerinde, çoğunlukla bedenini kendinden ayırmış,
kendini bedeninden büyük görmüştür. İnsan nasıl olur da bedeninden üstün
olabilir? Kendini aklıyla, bilinciyle, zihniyle özdeş olarak gördüğünde!
Beden elbette
öcünü almıştır, almaktadır. Kendini bedeninden tümüyle ayrı görenlere
söyleyeceği sözleri vardır. Söylemiş olduğu sözler de! Bedene egemen
olacağını sananlara, aklıyla, bedenini işin içine sokmadan evreni
kavrayacağını sananlara, bedenin söylediği: Anlam sıkışıklığı, şiiri kaçmış
bir yaşam. Bedenin şakası yoktur.
Bedeni,
beklediği şiire kavuşturamazsanız, haz budalası olarak alır intikamını beden.
Akla asalak kalarak alır intikamını!
Şiiri yazan,
beden aslında. İçimizdeki can gücü. Şiirle bedenin ortaklığı oradan: Doğadan. Neden, bilinç değil, akıl değil de beden? Aklın şiiri olmaz mı? Akıl
şiir doğurmaz mı? Doğurur elbette. Dili yoğurur akıl, sözcükleri seyreder.
Hesaplar da. Düşünür, karışır da. Aklın şiiri, aklın
tadında. Aklın şiiri, bedenle birlikte çalışmadığında retoriktir,
kurudur, cambaz. Aklın şiiri, şiirse elbette, bedene elini uzattığı için
şiirdir. Kim demiş akıl şiirlemez diye, elbette
şiirler. Sorun, bakın neden şiirler? Bedenden gelen güç
dalgasıyla. Bedenin titreşimiyle. Ne gelir bedenden? Duygular, dürtüler,
bilincin dışından, bedenin odağından köpüren yaşantılar.
Akıl düzenler.
Beden besler. Ya tersi, akıl besler, beden düzenler mi? Beden akıl dışında da
çalışır. Buzdağının görünmeyen bölümü olarak. Bedenin
düzenlemesi, akılla girebildiği şiirsel ilişkiye bağlıdır. Bu şiir bağı
kopuksa, ortaya daha çok ruh bilimcilerin ilgisini çekebilecek ürünler çıkar.
Beden şiir köprüsü kurulmuşsa, karşılıklı titreşebiliyorlarsa bedenle şiir,
kimin düzenlediği, kimin beslediği önemli değildir.
Akıl egemen
olursa, bedenden korkup, çekinip ya da ona aldırmayıp, şiiri öldürür. Kuram
yoğun yaşayan kimi aklı evvel şairlerin başına gelen
budur. Şimdi ayırdına varılmamış olsa da bir gün
bilinir, aklın bozduğu şiir. Bedenini dinleyemeyen, onda atan şiir yüreğini
duyamayan, bu eksikliğini, özürünü, kuramlara
sığınarak kapamaya çalışır. Bedeni yok sayan kuramlara. Şiir
kurutan kuramlara.
Bedene
bırakıldığında şiir, şiire bırakıldığında beden, bedenle şiirin titreşiminde
görülür, şiirin açtığı kapılar, araladığı pencereler.
Eros, bedenin
gücüdür. Doğanın fışkırdığı alandır, bedende. Bereketin soluk alıp verdiği
pınardır. Zaman zaman yanardağı olur, saldırır,
yıkar; zaman zaman güç kavgası yaratır, güç verdiği
bedenler arasında.
Bedenle
titreşebilen şiir, şiirine yakışan beden, Eros'un kapısından girer. Bedendeki
can gücü, doğanın bedendeki magması, beden ayakta durdukça Eros'u var kılar.
Eros'u cinselliğe indirgemek yanlıştır. O, cinselliği içine alan, bedenin
yaşam atılımının anlam doğurganlığını taşıyan bir güçtür: Cinsellik, Eros'suz
pornografiktir; düzümdür, insanın insana "anlam yoğun" dokunuşundan
yoksundur, Eros'una kavuşamadığında. Şiir cinselliğe değil, Eros'a dır!
Beden, Eros
açar, şiiri bekler. Şiir Eros açmış bedenedir. Eros, bedenin gücüdür, şiir de
Eros'u çoğaltan güçtür. Eros'u açan, Eros'u anlatan, Eros'un perdesini
indiren, Eros'un bin bir yüzünü yansıtandır. Eros'unu şiirle
besleyemeyenlerin yoksunluğu üzücü. Şiirini Eros'tan yoksun bırakanların
gafleti vahim.
Eros açmış,
Eros'u topraktan göğe bedenini taşıyan gücüne kavuşmuş insana, şiir görünür.
Görebilirse kendine görünen şiiri, vurur kendini şiire.
Şiire dadanan
Eros'a, Eros'a dadanan şiirden gelen sözler vardır. Şiir daraltılmış yaşama,
anlam cenderelerine yüreğimizi, beynimizi sıkıştıran bir isyandır. Bu isyanın
şavkı bedene vurabilirse (Şiirin bedenden çıktığını unutmayalım; bedenin,
kendindeki Eros'a, yarattığı şiirle şavkımasıdır, kendine şiirle tuttuğu
ışıkla durmasıdır.), şiir katılır bedene.
Çağımın şiiri
bedende geziniyor. Bedenlerimiz ise gezineceği şiirden çoğu kez yoksunlar.
Spor yapanlar, bedenini geliştirmeye güzelleştirmeye çabalayanlar, şiiri
ihmal ederek, şiiri fark etmeden yaşıyorlar. Sevişenlerin, kaçı Eroslarına
şiiri buyur edebiliyorlar? Daha hazini, sevişenlerin kaçının Eros'u var, Eros'u
olanların kaçının Eros'u şiirli?
Eros bedeni terk
ettiğinde, şiir bedene uğramaz olur. Eros, bırakınca bedeni, şiir de Eros'u
bırakır.
Şimdi, şiirini
arayanlar bedenler, önce Eros'larını bekliyorlar. Birbirlerinin tenlerini
anlam yoğun dokunuşlardan yoksun bırakanları, şiir çoktan kendinden yoksun
bırakmıştır.
Şiiri bedene
küstürmeğe gelmez.
Aralık 2006, Ankara
|
||||
|
|
|
|||
| Özgeçmiş| Yayınlar |Verdiği Dersler|Yönetilen Tezler|Haftalık Ders Programı |
||||
| İletişim Bilgileri : |
||||
| Adres: Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
Felsefe Bölümü, 06531 Ankara, Türkiye |
||||